İngiltere’de Çocuk Bakım Evleri Krizde: Hükümet Çözüm İçin Danimarka Modelini İnceliyor

İngiltere’de Çocuk Bakım Evleri Krizde: Hükümet Çözüm İçin Danimarka Modelini İnceliyor
Özet bulunamadı.
İngiltere’de devlet koruması altındaki çocukların kaldığı bakım evlerinde yaşanan kriz giderek derinleşiyor. Kayıt dışı ve ruhsatsız bakım evlerinde yüzlerce çocuğun yaşadığı ülkede, kamu harcamaları beş yılda yüzde 96 artarak 3,1 milyar sterlini aştı. Artan maliyetler, düşen bakım standartları ve özel şirketlerin yüksek kârları hükümeti harekete geçirdi. İngiltere Çocuklardan Sorumlu Bakanı Josh MacAlister, çözüm arayışı kapsamında Danimarka’ya giderek dünyanın en başarılı çocuk bakım modellerinden birini yerinde inceledi.

İngiltere’de Çocuk Bakım Sistemi Alarm Veriyor

İngiltere’de devlet koruması altındaki çocukların barındırıldığı bakım evlerinde yaşanan sorunlar, hükümetin sosyal hizmet politikalarının yeniden değerlendirilmesine neden oldu.

The Guardian’ın 1 Kasım 2026 tarihli haberine göre ülkede çocuk bakım evlerine yapılan harcamalar hızla artarken sunulan hizmetlerin kalitesinde ciddi sorunlar yaşanıyor.

Geçtiğimiz yıl İngiltere genelinde 669 çocuğun kayıt dışı ve ruhsatsız bakım evlerinde yaşadığı belirlendi.

Yerel yönetimlerin bu çocukların barınması için 125 milyon sterlinden fazla kamu kaynağı harcadığı ortaya çıktı.

Daha da dikkat çekici olan ise çocuk bakım evlerine yönelik toplam harcamaların beş yılda yüzde 96 artarak 2023-2024 mali yılında 3,1 milyar sterlinin üzerine çıkması oldu.

Yüksek maliyetlere rağmen bakım standartlarının düşmesi ve çocukların ailelerinden yüzlerce kilometre uzaklıktaki kurumlara yerleştirilmesi, sistemin sürdürülebilirliğine ilişkin endişeleri artırıyor.

Bakan MacAlister: Sistemde Köklü Değişiklikler Gerekiyor

İngiltere Çocuklardan Sorumlu Bakanı Josh MacAlister, mevcut bakım sisteminin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu kabul etti.

MacAlister, ülkede kayıt dışı ve yasa dışı faaliyet gösteren bakım evlerinden oluşan paralel bir sistemin ortaya çıktığını belirtti.

Bu kurumların çocuklara ihtiyaç duydukları terapötik desteği sunamadığını ifade eden Bakan, buna rağmen kamuya maliyetlerinin son derece yüksek olduğunu vurguladı.

Çocukların sosyal bakım sisteminde kapsamlı reformlara ihtiyaç bulunduğunu söyleyen MacAlister, hükümetin bu alanda büyük değişiklikler yapmaya hazırlandığını açıkladı.

Reform çalışmalarının merkezinde bakım kalitesinin yükseltilmesi, kamu harcamalarının daha etkin kullanılması ve çocukların aile bağlarının korunması bulunuyor.

İngiliz Bakan Çözüm İçin Danimarka’ya Gitti

İngiltere hükümeti, çocuk bakım sistemindeki sorunlara çözüm bulabilmek amacıyla Danimarka’nın uygulamalarını incelemeye başladı.

Bakan Josh MacAlister, Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen reform çalışmaları kapsamında Kopenhag’a ziyaret gerçekleştirdi.

Ziyaretin merkezinde, Danimarka’nın Frederiksberg bölgesinde bulunan Josephine Schneider’s House adlı çocuk bakım evi yer aldı.

Yaklaşık 140 yıllık geçmişe sahip kurum, uluslararası alanda örnek gösterilen çocuk bakım merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Merkezde 6 ile 23 yaşları arasında 12 çocuk ve genç yetişkin yaşıyor.

İngiltere’deki birçok büyük bakım kurumunun aksine merkez, geleneksel bir aile evinin atmosferini oluşturmayı hedefleyen küçük ölçekli bir yapıya sahip.

Danimarka Modelinde Çocuklara Aile Ortamı Sunuluyor

Josephine Schneider’s House’un en dikkat çekici özelliklerinden biri, çocukların günlük yaşamının kurumsal kurallardan çok aile ilişkileri temelinde düzenlenmesi.

Merkezin kalbinde büyük bir mutfak bulunuyor.

Rasmus adlı aşçı, çocukların yemeklerini, okul öğle yemeklerini ve okul sonrası atıştırmalıklarını hazırlıyor.

Ancak çocuklar yalnızca yemek yiyen bireyler olarak görülmüyor. Yemek hazırlama ve alışveriş gibi günlük faaliyetlere aktif biçimde katılmaları teşvik ediliyor.

Çalışanlar çocuklarla birlikte yemek yiyor, sohbet ediyor ve günlük yaşamı paylaşıyor.

Böylece çocukların kendilerini bir kurumda değil, güvenli bir aile ortamında hissetmeleri amaçlanıyor.

Çalışanların Tamamı Üniversite Düzeyinde Eğitimli

Danimarka modelini İngiltere’deki sistemden ayıran en önemli unsurlardan biri personelin eğitim düzeyi.

Josephine Schneider’s House’da çalışan bakım personeli, sosyal pedagoji alanında yükseköğrenim görmüş profesyonellerden oluşuyor.

Sosyal pedagoji; psikoloji, çocuk gelişimi, eğitim ve etik ilkeleri bir araya getiren bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.

Bu sistemde çocukların yalnızca fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması değil, duygusal gelişimleri ve toplumsal ilişkilerinin desteklenmesi de hedefleniyor.

Merkezin müdür yardımcısı Mads Sørensen, kurumda ayrı bir terapist bulunmamasına rağmen günlük faaliyetlerin tamamının terapötik bir anlayışla yürütüldüğünü belirtiyor.

Çocukların kendilerini güvende hissetmeleri için uyandırılma biçimlerine kadar bireysel tercihlerinin dikkate alındığı ifade ediliyor.

Travma Yaşayan Çocuklara Özel Yaklaşım

Merkezde yaşayan çocukların önemli bir bölümü geçmişte fiziksel, duygusal veya sosyal ihmal yaşamış kişilerden oluşuyor.

Bazı çocuklarda kendine zarar verme davranışları, uyku bozuklukları ve yeme sorunları görülebiliyor.

Bu nedenle bakım çalışanları, çocukların günlük yaşamlarında güven ve istikrar duygusunu geliştirmeye odaklanıyor.

Örneğin gece boyunca merkezde bir personel bulunuyor ve çocuklar her sabah saat 07.00’de uyandırılıyor.

Ancak çocuklara nasıl uyandırılmak istedikleri sorularak kendilerini daha güvende hissetmeleri sağlanıyor.

Uzmanlar, bu tür küçük uygulamaların özellikle travmatik deneyimler yaşamış çocuklar açısından önemli olduğunu belirtiyor.

Çocukların Aile ve Arkadaşlarıyla Bağları Korunuyor

İngiltere’deki bazı bakım evlerinde çocukların ailelerinden ve arkadaşlarından uzaklaştığı yönünde eleştiriler bulunurken Danimarka modelinde sosyal ilişkilerin korunmasına özel önem veriliyor.

Josephine Schneider’s House’da çocukların arkadaşlarını hafta sonları ve tatillerde misafir etmelerine izin veriliyor.

Ailelerin katıldığı düzenli toplantılar ve Noel yemekleri düzenleniyor.

Her çocuk için eğitim ve psikolojik iyilik hâliyle ilgilenen iki veya üç kişilik özel bir personel ekibi görevlendiriliyor.

Bu yaklaşım sayesinde çocukların yalnızlık ve dışlanmışlık duygularının azaltılması hedefleniyor.

İngiltere’de 18 Yaş Sorunu: Gençler Bakım Evlerinden Ayrılmak Zorunda

İngiltere ile Danimarka arasındaki en önemli farklardan biri, gençlerin bakım kurumlarında kalabilecekleri yaş sınırı.

İngiltere’de birçok genç, 18 yaşına ulaştığında kaldığı çocuk bakım evinden ayrılmak zorunda kalıyor.

Bu durum, eğitimini sürdüren veya bağımsız yaşama henüz hazır olmayan gençler açısından ciddi sorunlar oluşturabiliyor.

Danimarka’daki Josephine Schneider’s House’da ise gençlerin 23 yaşına kadar kalmalarına izin veriliyor.

17 yaşından büyük gençler için binanın üst katında yarı bağımsız yaşam alanları bulunuyor.

Bu bölümde kalan gençler kendi yemeklerini hazırlıyor, alışverişlerini yapıyor ve günlük sorumluluklarını üstleniyor.

Ancak ihtiyaç duyduklarında bakım personelinden destek almaya devam ediyorlar.

Bakan 18 Yaş Sınırını Değiştirmeyi Değerlendiriyor

Bakan Josh MacAlister, Danimarka ziyaretinin ardından İngiltere’deki mevcut yaş sınırının yeniden ele alınabileceğinin sinyalini verdi.

Gençlerin yalnızca 18 yaşına ulaştıkları için yaşadıkları kurumdan ayrılmak zorunda bırakılmasının doğru olmadığını belirten Bakan, özellikle eğitim dönemindeki gençlerin bu durumdan olumsuz etkilendiğini söyledi.

MacAlister, A-level sınavlarına hazırlanan bazı öğrencilerin bile 18 yaşına girdikleri için bakım evlerinden ayrılmak zorunda kaldığını öğrendiğini ifade etti.

Bakan, gençlerin ihtiyaçlarına göre daha esnek bir geçiş sisteminin oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Bu değişikliğin hayata geçirilmesi hâlinde devlet korumasındaki gençlerin yetişkinliğe geçiş sürecinde daha uzun süre destek alabilmesi mümkün olabilecek.

İngiltere’de Bakım Evlerinin Yüzde 83’ü Özel Sektörün Elinde

İngiltere’deki çocuk bakım sistemine yönelik en önemli eleştirilerden biri de özel sektörün ağırlığı.

Verilere göre İngiltere’deki çocuk bakım evi kontenjanlarının yüzde 83’ü özel işletmeler tarafından sağlanıyor.

Bazı işletmelerin yüzde 20’nin üzerinde kâr marjına ulaştığı belirtiliyor.

Danimarka’da ise çocuk bakım kurumlarının yaklaşık üçte biri kamuya ait.

Kurumların yüzde 42’si kâr amacı gütmeyen kuruluşlar tarafından işletilirken yüzde 27’si kâr amacı güden özel işletmelerin kontrolünde bulunuyor.

Bu yapı, Danimarka’da kamu ve kâr amacı gütmeyen kuruluşların çocuk bakım hizmetlerinde daha güçlü bir konumda olduğunu gösteriyor.

İngiltere hükümeti ise özel işletmelerin elde ettiği kârları sınırlayabilecek yasal yetkiler elde etmesine rağmen bu yetkileri henüz kullanmadı.

Galler 2030’a Kadar Kâr Amaçlı Bakım Kurumlarını Yasaklayacak

İngiltere’de reform hazırlıkları sürerken Galler yönetimi çocuk bakım hizmetlerinde daha radikal bir yaklaşım benimsedi.

Galler hükümeti, çocuklara yönelik sosyal bakım hizmetlerinde kâr amacı güden işletmelerin faaliyetlerini 2030 yılına kadar sona erdirmeyi planlıyor.

Ancak İngiltere Çocuklardan Sorumlu Bakanı Josh MacAlister, benzer bir uygulamanın İngiltere’de hayata geçirilmesinin daha zor olacağını belirtti.

MacAlister, İngiltere’deki bakım sisteminin çok daha büyük olması nedeniyle dönüşümün dikkatli planlanması gerektiğini ifade etti.

Bakan, yerel yönetimlerin bakım hizmetlerinin satın alınması ve düzenlenmesi üzerindeki kontrolünün artırılmasını istiyor.

Personel Eksikliği ve Yüksek İşten Ayrılma Oranları Sorun Yaratıyor

İngiltere’deki çocuk bakım sisteminin karşı karşıya olduğu bir diğer önemli sorun ise deneyimli personel eksikliği.

Ülkede çocuk bakım evlerinde çalışan personelin yaklaşık yüzde 53’ünün sektördeki deneyimi üç yıl veya daha az.

Düşük ücretler, ağır çalışma koşulları ve yetersiz eğitim imkânları nedeniyle birçok çalışan kısa sürede sektörden ayrılıyor.

Danimarka’daki Josephine Schneider’s House’da ise çalışanların önemli bir bölümü 10 yıl veya daha uzun süredir aynı kurumda görev yapıyor.

Bu süreklilik, çocukların bakım veren yetişkinlerle güvene dayalı ilişkiler kurmasını kolaylaştırıyor.

İngiltere’deki reform çalışmalarına liderlik eden Emmanuel Akpan-Inwang, Danimarka’da çocuk bakım çalışanlığının tercih edilen ve saygın bir meslek olduğunu belirtiyor.

Ancak Akpan-Inwang, Danimarka’nın bu sistemi 40 yılı aşkın sürede geliştirdiğini hatırlatarak modelin İngiltere’ye doğrudan aktarılmasının mümkün olmadığını vurguluyor.

Hükümet Çocuk Bakım Sisteminde Büyük Reform Hazırlığında

İngiltere hükümeti, çocuk bakım hizmetlerinin özel şirketlerin kâr hedeflerinden ziyade çocukların ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilmesini amaçlıyor.

Bakan MacAlister, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, koruyucu aile hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve çocukların mümkün olduğunda akrabaları yanında desteklenmesi gerektiğini belirtti.

Hükümet ayrıca özel bakım kuruluşlarının mali yapısını daha şeffaf hâle getirecek yeni bir piyasa denetim mekanizması üzerinde çalışıyor.

Bu mekanizmanın, şirketlerin ne kadar kâr elde ettiğinin belirlenmesi ve gerektiğinde kâr sınırlamalarının uygulanması açısından önemli olması bekleniyor.

Danimarka Modeli İngiltere İçin Çözüm Olabilir mi?

Danimarka’daki çocuk bakım sistemi, küçük ölçekli aile ortamı, yüksek eğitimli personel, güçlü sosyal ilişkiler ve gençlere uzun süreli destek sunulmasıyla dikkat çekiyor.

İngiltere’de ise yüksek maliyetler, personel eksikliği, özel sektörün ağırlığı ve bakım kalitesindeki sorunlar reform ihtiyacını artırıyor.

Uzmanlar, Danimarka modelinin birebir uygulanmasının mümkün olmadığını ancak çocuk merkezli bakım anlayışının İngiltere için önemli dersler içerdiğini belirtiyor.

Hükümetin yürüttüğü incelemelerin ardından çocuk bakım evlerinin işleyişi, personel eğitimi, özel sektör denetimi ve gençlerin bakım sonrası desteklenmesine ilişkin yeni düzenlemelerin gündeme gelmesi bekleniyor.

 

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir